Mucur Türküleri - Küçükkavak Köyü'ne Ağıt 4

Bu sayfada Mucur yöresine ait Küçükkavak Köyü'ne Ağıt 4 türküsünün sözleri bulunmaktadır.

Türkü Sözü

Köyüm Küçükkavak tozlu yolları
Bir ömür tüketen garip halları
Anlatayım devrilen çınarları
Dallar yaprağını döktü de gitti

Çok gıt hatırlarım zatı geçmişi
Aşık Veysel gibi tütün içişi
Evladının peşinde göçtü bu kişi
Arif'a Ali'ye yandı da gitti

Çay yolunda bağ beklerdi bir dede
Atının önüne çıkana lira vermede
Tez gömdüler Murad'ım görmede
Mernmet Kâ hayalle avundu gitti

Boyu ufacıktı sevimli zattı
Kızı Fati ile çok sığır güttü
Kırşehir'de valiyi elde etti
Aşır'a Yurum'a küstü de gitti

Babayiğit ama hep karnı açtı
Bir paket türüne tarlayı sattı
İççim Sultan'a da çok dayak attı
Koca Hüseyin kör pişman utandı gitti

Talih kuşu omuzuna konmadı
Ne motoru ne kendisi onmadı
Elif bacıyla az Çin askeri kırmadı
Paslı da Mustafa'sına güvendi gitti

Vakti zamanında seferberlikmiş
Askerdeyken Emin'ini kaybetmiş
Herkes düzde yorar o gende gitmiş
Ali Çavuş eşekten düştü de gitti

Maraşalım derdi saçları aktı
Su içer dedikçe depeye dikti
Alamadı Haçça'yı boynunu büktü
Hacasan boş aşka aldandı gitti

Tarlası satıldı çifti bozuldu
Oğlunun tornunun sözüne uydu
Otuz yıllık sakal kökten toz oldu
Apisef İstanbul'u tattı da gitti

Çok iyi komşuydu hem de neşeli
İncitmez kimseyi açıktı eli
Cahiller elinde yetti eceli
Bâ Gardaş iki oğlunu aldı da gitti

Felek güldürmedi ağladı durdu
Genç oğullarını toprağa verdi
Yatalaktı her yanını dert sardı
Karagıcık deriye sarıldı gitti

Oğlu Sülük askerde vefat etti
Felek Şahan'ının belini büktü
Kamil'i kayboldu karı terketti
Sali'a kafirim billa dedi de gitti

Hep doğru söylerdi gerçek biçerdi
Kuru ekmek yer soğuk su içerdi
Seksen yıllık ömrünü taşla geçirdi
Daşçı Osman inadını etti de gitti

Kadir olmaz konuşulan her lafa
Yareninde göremedi bir vefa
Yürürken tepçirdi Dişsiz Mustafa
Tabutunu dört el tuttu da gitti

Köyün zenginiydi şu Omar Ağa
Güneşlerde sırtını verir toprağa
Az da olsa tereyağla kaymağa
Pekala dilini bandı da gitti

Misafir severdi hanesi şendi
Şekure bibiye karavrat derdi
Yenildi acıya bir nüzul indi
Aptulla Çavuş'un eli titredi gitti

Öküzleri karısından kıymetli
Ev damı dolabı asma kilitli
Yürüceğe göçtü şu Koca Veli
Hacı Omar'a kız olaydın dedi de gitti

Hoş sohbet adamdı aldım destana
Kır bekçisi durdu bağa bostana
Beş karı az geldi Abit Osman'a
Gök göz bıyığını domalttı gitti

Düzgün yaşadı hiç düşmedi acıya
Değer verdi eşyasına çocuğa
Yusuf Emmi kıymazdı Döne Bacıya
Mesela efendime söyleyim dedi de gitti

Bir gece eşeğini hırsız götürdü
Hüsne ebenin üstüne ferik getirdi
Tuz yollarında ömrünü bitirdi
Topal Abbas yüksekten uçtu da gitti

Şu çarpık düzenin tufanı bastı
Dünyaya darıldı talihe küstü
Şevket de sonunda kendini astı
Velhasıl ocaklar battı da gitti

Her gideni yazmak gerek değildir
Saygı duydum yazdım yermek değildir
Gayem isimleri vermek değildir
Daha niceleri rahmete gitti

Hepsi çile çekti kendi nalınca
Ersinler huzura cennet bulunca
Bizler bir gün kara toprak olunca
Derler ki Abdullah yazdı da gitti

Türkünün Hikayesi

(Devamını Göster) Küçükkavak, Anadolu bozkırının ortasında yer almış, tarihi çok eskilere dayanan tipik bir Türkmen köyüdür. 20 Şevval 670 tarihli Recep oğlu Ali'deki bir vakıfnameden Güçiki-Kavak adıyla Selçuklular döneminde Caca Bey vakfiyelerinin, Kırşehir'e bağlı emlak ve arazileri içinde olduğu bildirilmektedir. Bağlı olduğu Mucur ilçesine 10, Kırşehir iline 20 kilometre uzaklıkta, bir yamaca serpiştirilmiş kerpiçten evleriyle; bağları, bostanları, sarı başaklı tarlalarıyla; koyunları, kuzularıyla; kara yağız insanları, hamarat kadınlarıyla yüzyıllarca yörede sevilmiş, saygı görmüş bir Anadolu köyüdür Küçükkavak. Anadolu Türkmen geleneği bu köyde, bütün güzelliğiyle yaşamaktadır. Yardımlaşması, dayanışması, konukseverliğiyle herkesin dilindedir. Dargınlığın, düşmanlığın olmadığı bir köydür Küçükkavak. İşte bu güzelim köyde, 1975 yılının 23 Nisan gününde öyle bir olay olur ki, duyan inanmak istemez. Toplumda sıkça görülen muhtarlık, minibüs işletmeciliği, kır bekçiliği anlaşmazlığı bu köye de bulaşmıştır. Tartışma ile başlayan kavga, giderek silahların konuştuğu bir ortama sürüklenir. Muhtar Şükrü Fidan, Sait Aykurt ve oğulları Fevzi ile Yüksel Aykurt, vurularak öldürülür. Birçok kişi yaralanır. İlçe, olaya el koyar. Köye bir jandarma karakolu kurulur. Köye girişler kapatılır. Olay, TRT'nin akşam haberlerinde bütün yurtta duyulur. O günden sonra, bu olayın etkisinden kurtulamayan köy halkı, yurtlarını terkeder. Başta Kırşehir olmak üzere değişik yerlere göçer. Köy, viraneye döner. Üç beş hane ile yaşamını sürdürür. Baki Yaşa Altınok, doğup büyüdüğü köyünün viran olması karşısında, duygularını şöyle dizelere döker: Küçükkavak köyüne varamaz olduk Anınca gözümüz olur bir ırmak Beraber yaşardık göremez olduk Bir yalnızlık çökmüş toprağa taşa Küçükkavak yandı gitti ateşe Birlikte yaşardık mutlu yanyana Hiç zarar gelmezdi bir tek insana Tertemiz köy idi bulandı kana Bir anda her taraf döndü savaşa Küçükkavak yandı gitti ateşe Ağaçlar devrilmiş bağlar bozulmuş Sürü sürü davarları yozulmuş Gürül gürül akan pınar soğulmuş Aklı olan insan yana tutuşa Küçükkavak yandı gitti ateşe Kimi göçün çekmiş gitmiş bir yere Yıkılmış evleri harap virane Görünce gönlümüz olur divane Anınca her zaman ağlıyor Yaşa Küçükkavak yandı gitti ateşe Küçükkavak köyünde meydana gelen olayda babası ve iki kardeşini yitiren Meryem Çalışır, babasının ve iki genç kardeşinin acı ölümüne şu ağıdı yakmıştır: Duman durmuş Küçükkavak düzün Kurtlar girmiş beybabamın yozuna Kara haber çabuk ulaşır derler Tez ulaştı Kuruağıl'da kızıma Viran kalmış cömert babamın evi Görmüş söylememiş akraban Veli Yüzüne gülen de düşman çoğumuş Üstüne şahit olmuş enişten Ali Kolunda saatini verin hayıra Ahırdan malını çekin pazara Hanımın Emine tutuldu derde Yetim yavrularını kimler kayıra Nasıl girem beybabamın evine Yetim kalmış Ferzi'min bir tek Emine Evinde otursun ere gitmesin Benden selam söylen Döndü geline Vurulmuş yatmış Sarı Hüseyin'in düzüne Kurşun yemiş ciğerinin közüne Nereye gidiyon gara Yüksel'im Kim bakacak dört aylık Hakkı kuzuna Budamış bağını Yüksel'im yememiş üzümü Doktorla bulduydun bir çift kuzunu Sen gel Hakkı ile Fadime'yin üstüne Kurbanlar vereyim sürüyünen yozunu Yüksel'imin bıyığı altın sarısı Düşmanlar vurmuş da akşam yarısı Nasıl kıydınız da zalim düşmanlar Daha dört aylıktı körpe yavrusu Başımı koydum da gurbet taşına Gel gardaşım düğme dikem döşüne Ölenecek ben bu derdi çekerim Ele düğün bayram bize boşuna Üğrünü üğrünü üç dal yıkılmış İki gardaşımın beli bükülmüş Yirmi sekizinde yiğit Yüksel'im Gara saçın salacaya dökülmüş Ahırda malları sahipsiz durur Yarın genç gelinler oğlan doğurur Kimse tutmaz üç yiğidin yerini Ad koyarlar Sait Ferzi Yüksel çağırır Koca ağ odayın kıymeti yokmuş Ekmeğini yiyenler düşmanlık etmiş Başucunda ağlar körpe kuzular Al yanaklı Meryem'in sararmış solmuş Kurban olam pancarıyın suyuna Ağlayarak düştüm köprü yoluna Küçükkavak derler bir kanlı köymüş Yedi bayram kına yakmam elime Kerpiçtendir avlumuzun yapısı Kitli kaldı ağ odayın kapısı Bu dert bana ölenecek dert olur Ferzi'min gelmedi Mehmet dayısı Ferzi'm giyinmiş de bir yeşil kisbet Usul boylu Yüksel'ime yakışır asbap Düşman kin eylemiş atar kurşunu İki oğlan bir babaya ölmekmiş kısmet Kızılırmak akar akar durulur Deli gönlüm ağlar ağlar yorulur Neriye gidiyon hey yetim Ferzi'm Bir tek Emine'yin boynu burulur Kızılırmak suyu çağlayıp akar Yelebir kekili gözleri bakar Düşmanlar kudurmuş anamın oğlu Taze fidanları kökünden yıkar Radyo gazeteler yazdı ismini Teyiplere verdim soyka sesimi Duyan ahbaplar da yansın ağlasın Burada bitirdim dertli sözümü Ağlayı ağlayı yanıp söylerim Talihsiz Meryem'im buymuş kaderim Küçükkavak köyüne destan yazanlardan biri de komşu Rahmalar köyünde oturan Ahmet Kaya'dır. 25 Nisan 1975'de yazılan aşağıya aldığımız bu destan, Karakuyu köyünde Mazhar Dündar tarafından destanı yazanın ağzından kasete kaydedilmiştir. Acı haber geldi duyuldu bize Küçükkavak hadisesin anlatam size Bir figan düştü de dağlara düze Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Küçükkavak kazamıza aralı Dört tane ölü var beşi yaralı Yetişin imdada kaymakam vali Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Şükrü öldü de Ramazan canlı Bozuldu bu köyün kalmadı tadı Dul kalmış gelinler yapar ağıdı Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak Kafadan yaralı çırpınır Duran Soruyom bilen yok kim imiş vuran Yeminler veriyom söylemez gören Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Ümit kurşun yemiş ince belinden Bilmem nasıl kurtulmuştur ölümden Ayakta yaralı Neşet elinden Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Bir evde üç ölü biri yaralı Bilmeyenler sorar bunlar nereli Kime ne deyim ki bizim oralı Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Kimi göç eylemiş gider kazaya Suçlu suçsuz uğramışlar cezaya Canlar mı dayanır kara yazıya Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Pazara döküldü davarlar mallar Duyanlar sözümden bir ibret anlar Nasıl can verdi de o nazik tenler Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak Akşam üstü tabancalar patlıyor Kurşun yiyen pamuk gibi hotluyor Jandarmalar gelmiş kapçık topluyor Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak Çok uzatmaz Ahmet sözünü bağlar Duymuş da analar bacılar ağlar Kader ilahi de bir yazı yazar Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak Abdullah Altınok, Küçükkavak köyünde doğdu, büyüdü. Memur oldu, yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptı. Köyünün insanlarını hep içinde yaşattı. Saydığı, sevdiği insanların birer birer bu dünyadan ayrılışları, onun hiç bir zaman belleğinden silinmedi. Bu insanlardan bazılarının yaşam tarzlarını, espirilerini, aşağıdaki dörtlüklere döktü: Köyüm Küçükkavak tozlu yolları Bir ömür tüketen garip halları Anlatayım devrilen çınarları Dallar yaprağını döktü de gitti Çok gıt hatırlarım zatı geçmişi Aşık Veysel gibi tütün içişi Evladının peşinde göçtü bu kişi Arif'a Ali'ye yandı da gitti Çay yolunda bağ beklerdi bir dede Atının önüne çıkana lira vermede Tez gömdüler Murad'ım görmede Mernmet Kâ hayalle avundu gitti Boyu ufacıktı sevimli zattı Kızı Fati ile çok sığır güttü Kırşehir'de valiyi elde etti Aşır'a Yurum'a küstü de gitti Babayiğit ama hep karnı açtı Bir paket türüne tarlayı sattı İççim Sultan'a da çok dayak attı Koca Hüseyin kör pişman utandı gitti Talih kuşu omuzuna konmadı Ne motoru ne kendisi onmadı Elif bacıyla az Çin askeri kırmadı Paslı da Mustafa'sına güvendi gitti Vakti zamanında seferberlikmiş Askerdeyken Emin'ini kaybetmiş Herkes düzde yorar o gende gitmiş Ali Çavuş eşekten düştü de gitti Maraşalım derdi saçları aktı Su içer dedikçe depeye dikti Alamadı Haçça'yı boynunu büktü Hacasan boş aşka aldandı gitti Tarlası satıldı çifti bozuldu Oğlunun tornunun sözüne uydu Otuz yıllık sakal kökten toz oldu Apisef İstanbul'u tattı da gitti Çok iyi komşuydu hem de neşeli İncitmez kimseyi açıktı eli Cahiller elinde yetti eceli Bâ Gardaş iki oğlunu aldı da gitti Felek güldürmedi ağladı durdu Genç oğullarını toprağa verdi Yatalaktı her yanını dert sardı Karagıcık deriye sarıldı gitti Oğlu Sülük askerde vefat etti Felek Şahan'ının belini büktü Kamil'i kayboldu karı terketti Sali'a kafirim billa dedi de gitti Hep doğru söylerdi gerçek biçerdi Kuru ekmek yer soğuk su içerdi Seksen yıllık ömrünü taşla geçirdi Daşçı Osman inadını etti de gitti Kadir olmaz konuşulan her lafa Yareninde göremedi bir vefa Yürürken tepçirdi Dişsiz Mustafa Tabutunu dört el tuttu da gitti Köyün zenginiydi şu Omar Ağa Güneşlerde sırtını verir toprağa Az da olsa tereyağla kaymağa Pekala dilini bandı da gitti Misafir severdi hanesi şendi Şekure bibiye karavrat derdi Yenildi acıya bir nüzul indi Aptulla Çavuş'un eli titredi gitti Öküzleri karısından kıymetli Ev damı dolabı asma kilitli Yürüceğe göçtü şu Koca Veli Hacı Omar'a kız olaydın dedi de gitti Hoş sohbet adamdı aldım destana Kır bekçisi durdu bağa bostana Beş karı az geldi Abit Osman'a Gök göz bıyığını domalttı gitti Düzgün yaşadı hiç düşmedi acıya Değer verdi eşyasına çocuğa Yusuf Emmi kıymazdı Döne Bacıya Mesela efendime söyleyim dedi de gitti Bir gece eşeğini hırsız götürdü Hüsne ebenin üstüne ferik getirdi Tuz yollarında ömrünü bitirdi Topal Abbas yüksekten uçtu da gitti Şu çarpık düzenin tufanı bastı Dünyaya darıldı talihe küstü Şevket de sonunda kendini astı Velhasıl ocaklar battı da gitti Her gideni yazmak gerek değildir Saygı duydum yazdım yermek değildir Gayem isimleri vermek değildir Daha niceleri rahmete gitti Hepsi çile çekti kendi nalınca Ersinler huzura cennet bulunca Bizler bir gün kara toprak olunca Derler ki Abdullah yazdı da gitti Kaynak: Cevat Hakkı Tarım, Tarihte Kırşehir, 1958, S. 48; Meryem Çalışır, Kırşehir, Kuruağıl Köyü, 1948 Doğ. İlkokul; Ahmet Kaya, Mucur, Rahmalar Köyü, derleyen Mazhar Dündar, Mucur, Karakuyu Köyü, 1954 Doğ. Lise, Abdullah Altınok, Mucur, Küçük Kavak Köyü, 1950 Doğ. Lise; Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları - Baki Yaşa Altınok, Oba Yay., Mayıs 2003, s. 423-432

Sayfa Bilgisi

Kaynak Kişi:
Abdullah Altınok
Sayfa Gösterimi:
1237
Oylama:
0.0 (0 kişi oyladı)
Oy Ver:

Yorum Yaz

Adınız:
E-Mail:
Mesajınız:
Doğrulama:
Güvenlik Kodu
 

Mucur Türküleri

Daha Fazla Türkü Sözü

Türküye Göre

A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z

Yöreye Göre

A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z

Sitemizde ücretsiz-bedava mp3 download linkleri bulunmamaktadır.
Internetten MP3 indirmek yerine sanatçıların albümlerini satın alarak onlara destek olunuz.
Siteye şarkı sözü eklemek için bizimle iletişime geçebilirsiniz...

© 2014 - 2021 Türkü Sitesi bir Web Sitesi projesidir.